Ekonomi


Küresel ekonominin klasik döngülerinden koparak jeopolitik risklerin esiri olduğu bir sürece girilirken; tırmanan enerji maliyetleri ve sıkılaşan likidite koşulları, Türkiye'nin yeni dönemdeki ekonomik rotasını ve kırılganlıklarını yeniden şekillendiriyor. Dünya yazarı Şevket Sayılgan, bu konuyu da bugünkü köşe yazısına taşıdı. İşte o yazı:

"Öncelikle Tüm Türkiye’nin ve “Dünya gazetesi” okuyucuları­nın Ramazan bayramını kutlar, da­ha güzel bir dünya da yeni bayram­lar kutlamak dileğiyle…

2026 yılı itibariyle küresel eko­nomi klasik döngüsel dalgalanma­lardan belirgin biçimde ayrışmış durumda. Artık yalnızca büyüme, enflasyon ya da talep konuşulmu­yor; jeopolitik ve jeostratejik ge­lişmeler doğrudan ekonomik so­nuçlar üreten birincil belirleyi­ciler haline gelmiş durumda.

Özellikle İran–ABD–İsrail hat­tında artan gerilim, enerji piyasa­ları üzerinden küresel fiyatlama mekanizmasını yeniden şekillen­diriyor. Brent petrolün kısa sürede 70 dolardan 110–120 dolar bandı­na yükselmesi, küresel arzın yak­laşık %20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda oluşan riskle doğrudan bağlantılı. Günlük 6–10 milyon va­rillik arz riski, yalnızca fiyat artı­şı değil; aynı zamanda fiziksel arz güvenliği krizini de gündeme taşı­yor. Bu gelişmelerle birlikte enerji maliyetleri sadece üretim maliyet­lerini değil, aynı zamanda beklen­ti yönetimini de bozuyor. Firma­lar ileriye dönük fiyatlama dav­ranışlarını yukarı yönlü revize ederken, tüketici tarafında enflas­yon beklentileri katılaşıyor. Bu tab­lo yeni bir gerçeği ortaya koyuyor: Enflasyon artık sadece para po­litikasının değil, enerji ve jeopo­litiğin bir fonksiyonudur.

FAİZ KARARLARINDA YENİ DÖNEM

2026 yılına girerken küresel pi­yasalarda ana beklenti, FED ve EC­B’nin faiz indirim döngüsüne baş­lamasıydı. Ancak enerji fiyatların­daki sıçrama bu beklentiyi hızla tersine çevirdi.

Güncel küresel çerçeve:

-Petrol: 100$ üzeri kalıcılık maliyet enflasyonu

-Küresel enflasyon: +0.5 – 1 puan yukarı risk

-Faiz indirimi: erte­lendi

Merkez bankaları artık üçlü bir sıkışma içinde:

-Enflasyon hedefin üzerinde kalmaya devam ediyor

-Büyüme ivmesi za­yıflıyor

-Jeopolitik riskler be­lirsizliği artırıyor

Bu nedenle küresel para politi­kasının yeni mottosu net: “High for longer” — faizler bek­lenenden daha uzun süre yük­sek kalacak.

Bu politika değişimi finansal ko­şulları küresel ölçekte sıkılaştırı­yor. Özellikle gelişmekte olan ül­keler açısından sonuçlar daha sert:

-Dolar likiditesi daralıyor

-Portföy akımları zayıflıyor

-Risk primi (CDS) yükseliyor

PARA SIKI RİSK BÜYÜK

Türkiye ekonomisi bu küresel sı­kılaşma ve enerji şokuna karşı en hassas ekonomilerden biri. Bunun temel nedeni, yüksek enerji itha­lat bağımlılığı ve dış finansman ih­tiyacı.

Sayısal aktarım mekanizma­sı:

-Enerji ithalatı: 60–70 milyar $

-Petrol fiyatı +10$ cari açık +4–5 milyar $

-70$ 110$ geçiş +15–20 milyar $ ek açık

Bu şok Türkiye ekonomisine üç temel kanal üzerinden yansır:

Enflasyon kanalı
Enerji maliyetleri üretici fiyat­larını artırır, bu artış gecikmeli olarak tüketici fiyatlarına yansır. TÜFE’ye +2–3 puan ek baskı

Kur kanalı
Artan cari açık ve döviz talebi, TL üzerinde değer kaybı baskısı oluşturur. Kur geçişkenliği nede­niyle enflasyon ikinci tur etkilerle daha da yükselir.

Faiz kanalı
Enflasyon düşmediği için TCMB faiz indirimine gidemez, hatta sıkı duruşu korumak zorunda kalır.

Türkiye ekonomisi yeniden “enflasyon–kur–faiz sarmalı­na” girme riskiyle karşı karşıya.

DÜNYA GERİLİYOR

Jeostratejik gerilimlerin etkisi yalnızca enerjiyle sınırlı değil. Kü­resel ticaret ve finansal sistem de ciddi biçimde etkileniyor.

-Lojistik maliyetleri: %15–20 artış

-Teslim süreleri: 10–15 gün uzama

-Küresel risk iştahı: düşüş

Bu durum Türkiye için çift yönlü sonuç doğuruyor:

Negatif etkiler:

-İthal girdi maliyetleri artıyor

-Finansman maliyeti yükseli­yor

-Kur oynaklığı artıyor

Pozitif etkiler:

-Avrupa’ya yakınlık avantajı

-Tedarik zinciri yeniden ko­numlanması

-“nearshoring” fırsatı

FAİZ YÜKSEK BÜYÜME KIRILGAN

Küresel faizlerin yüksek kalma­sı ve enerji maliyetlerindeki artış, büyümeyi çok boyutlu baskı altına alıyor.

Türkiye için revize makro gö­rünüm:

-Enflasyon: %25 hedef %30–32 bandı riski

-Büyüme: %4 %3–3.5

-Cari açık: -30 milyar $ -45 milyar $

Bu tablo, Türkiye ekonomisinin stagflasyon sınırına yaklaştığını gösteriyor. Yani fiyatlar yükselir­ken büyüme ivmesi zayıflıyor.

Makro şokların en sert hissedil­diği alan reel sektördür ve mevcut konjonktürde şirket bilançoları ciddi baskı altındadır.

Maliyet şoku
-Enerji maliyetleri: %10–20 artı

-Hammadde fiyatları yükseliş­te

Finansman daralması
-Ticari kredi faizleri: %45–60 bandı

-Krediye erişim zorlaşıyor

Nakit akışı baskısı
-Tahsilat süreleri uzuyor

-Stok finansmanı maliyeti artı­yor

Karlılık erozyonu
lEBITDA marjları daralıyor

-Özellikle sanayi ve ihracatçı kesim baskı altında

Kritik kırılma noktası: Risk artık büyümeden değil, li­kidite ve nakit akışından kay­naklanıyor.

EKONOMİDE İNCE AYAR

Bu karmaşık yapı içinde politi­ka yapıcıların manevra alanı daral­mış durumda. Geleneksel para po­litikası araçları tek başına yeterli değil.

Türkiye’de yeni yaklaşım:

-Seçici kredi sıkılaştırması

-Sektörel teşvikler

-Enerji destek mekanizmaları

-Vergi düzenlemeleri

Amaç net: Enflasyonu düşürürken büyümeyi tamamen boğmamak

Bu nedenle bu dönemin adı: “ince ayar ekonomisi”

Küresel fırtınada Türkiye rotasını arıyor

Türkiye açısından bu süreç yal­nızca bir kriz değil; aynı zamanda bir yön arayışıdır.

Temel riskler:

-Enerji bağımlılığı

-Düşük katma değerli üretim

-Yüksek ve yapışkan enflasyon

Potansiyel fırsatlar:

-Avrupa’ya coğrafi yakınlık

-Tedarik zinciri yeniden yapı­lanması

-Üretim merkezi olma potansiyeli

Kritik soru: Türkiye bu şoku yapısal dönüşüm fırsatına çevirebilecek mi?

Sonuç: Yeni ekonomik denklem

2026 itibariyle ekonomik siste­min doğası değişmiştir.

Yeni denklem:

Jeopolitik + enerji + faiz + kur = ekonomik gerçeklik

Bu yeni düzende:

-Merkez bankaları tek başına be­lirleyici değildir

-Enerji fiyatları ekonomik kade­ri şekillendirir

-Jeopolitik riskler ekonomik ka­rarları domine eder

Bu dönem, yüksek faiz – yüksek risk – düşük hata toleransı döne­midir.

Ve bu dönemde kazananlar:

-Nakit akışını disiplinle yöneten

-Enerji ve kur riskini etkin he­dge eden

-Üretim ve pazar stratejisini dönüştüren

şirketler ve ekonomiler olacaktır

Son sözler: “Dünyanın en tehli­keli hali, cehaletin örgütlü eyleme geçme halidir” Goethe

“Paranın satın alamayacağı bir şeye sahip oluncaya kadar, zengin değilsiniz” Garth Brooks"

patronlardunyasi.com