LUX


Nur Çintay'ın yazısı

Reuters'ın haberine göre bu sene New York'ta her üç çalışandan biri sahte hastalık icat edip işten kaytarma yolunu seçmiş. Araştırmalar, yıl sonuna (başı mı demeli?) doğru telefon mazeretlerindeki artışa da dikkat çekmekteymiş.
Demek öyle, halbuki içinden çıkılması zor meseledir:

İşi kırmak, kışın mı daha zevkli hatta zaruridir, bahar ve yaz aylarında mı?
Güneşte cıvıldamak için mi daha canla başla sebep uydurursunuz, kasvette uyuklamak için mi?
Faraza yılda 10 gün kırma hakkınız var. Bunu hangi mevsimlere göre, nasıl paylaştırdığınız da kişiliğiniz hakkında ipucu veriyor olabilir mi?
Bir arkadaşımız, 1.5 yaşındaki oğluna bakıcı arıyor. Lena, Veranika ve Katyaların ortak özellikleri var. Şu kadar para istiyor ve sınırlar içinde de ancak şu kadar ay kalabiliyorlar. Fakat bazılarının kafasında çok net bir ayrım daha oluyor: Çocuk bakmam, hasta bakarım!

Çocuk bakmanın, hele ki hareketliyse peşinde koşmanın son derece yorucu, hasta bakmanınsa çok daha kolay olduğunu söylüyorlar. Doğrudur. Ama bu tercih, tembelliğin dışında, karakterle ilgili başka tüyolar da vermiyor mu sanki? Bu da öyle bir şey işte.

Peki işi hangi mazeret eşliğinde kıracağız?
Bu işin en temelinde zehirlenme yatar. Bilhassa yaz aylarının vazgeçilmezidir. Orta halli akşamdan kalmalığın diğer adıdır; herkes bilir, kimse çaktırmaz.
Kış aylarıysa iki devin koalisyonuyla geçer: Grip artı trafik.
Aile bireylerini doktora/hastaneye taşıma, tarih kadar eskidir. Yaşlılara ihtimam gösteren hayırlı evlat tipinin apayrı bir kutsallığı vardır. Şef de eşek değil ya, gıkını çıkartamaz diye düşünülür.

Halbuki şef denen yaratığın da iki gıdım zekâsı, dahası okul/iş pratiği vardır. Bir buçuk sene önce vefat ettiğinde hafta sonuna iki gün eklenerek köye götürülen babaannenin, tam da toplantı günü öğleden sonra ikide röntgene taşınmasını yadırgamak için ille de Demirel hafızası gerekmeyebilir.

'Sevgilimle sinemaya gidicem de, canımı ye' diyen bir şefle büyüdüm. Yapı olarak da 'Her an tırnağım kırılabilir, hissediyorum/Şimdi bulaşık makinesini çalıştıracağım, uzun sürebilir' türü gerekçeleri daima kendime daha yakın bulmuşumdur. Bazen kırmak kaçınılmazdır. Tüm taraflar bilir. Bu durumda bahane peşinde koşmak beyhudedir, dahası birlikte çalışılan insanların zekâsına hakarettir.

Geçen gün cebime bir mesaj geldi mesela, saat öğlen birde: "Ben servisteyim su an ama hic ise gidecek hevesim yok simdi iniyorum kadikoyde sen cok kizarsan gelirim hemen allah belami versin konu dusunecegim."
Buna ne denir ki?
"Sen simdi ciyaya git oradan da baylana gec."

İnsana tutkulu barista
Ölüm ilanları, ev ilanları, iş ilanları; yalnız değiliz, pek çoğumuz bunları okumaktan kendini alıkoyamıyor.
Özellikle pazar günkü insan kaynakları ekleri, tüm o pazar selülozunun altından başarıyla kalkılmış, bu noktaya gelindiğine göre ana gazete ve hafta sonu ekleriyle zaten iş bitmiş demek olduğu için ayrı bir tat, taç, gurur vesilesi!
Bu hafta 'insana tutkulu baristalar' aranmaktaydı. Nasıl yani, barış yanlısı birileri mi?
Meğer Starbucks, servis elemanlarına 'baristalar' diyormuş. Göze girmeleri için 'kahveye ve insana tutkulu' olmaları gerekiyormuş.

Radikal