Ekonomi


Toygun ATİLLA

Bu sessizlik bence sorunun ne kadar büyük olduğunun da kanıtıydı.

Dilek Güngör'ün bu yazısının önemi sadece aktardığı durumun vahametinden değil, bu tespitin iktidara yakın bir gazetenin yazarı tarafından yapılmış olması açısından da anlamlıydı.

Yani,

Bu yazı bir muhalefet eleştirisi değil, sistemin içinden gelen bir alarmdı.

Tam da bu yüzden güçlü bir yankı bekledim. Tahmin ettiğim gibi olmadı.

MEHMET ŞİMŞEK'İN ÇABALARI

Bu noktada bir parantez açarak konuya devam edeyim.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in göreve geldiğinden beri Türk ekonomisinde rasyonaliteye dönüş, uluslararası güvenin yeniden inşası ve mali disiplin adına koyduğu çabaları görmezden gelmemiz kendisine büyük bir haksızlık olur.

Önce bu hakkı Mehmet Şimşek'e teslim edelim.

Piyasalarda oluşan görece sakinleşme, risk algısındaki iyileşme ve ekonomi yönetiminin yeniden "öngörülebilir" bir zemine oturması bu yaklaşımın sonucudur.

Ancak tam da bu yüzden, bugün gelinen noktada esnafın, şirketlerin ve patronların vergi ile SGK borçlarının altında ezilmesi yalnızca "disiplin" başlığı altında okumak yeterli değildir.

Çünkü, mali disiplin, ekonominin taşıyıcı kolanlarını çatlatarak değil, onları ayakta tuttuğunuzda anlamlıdır.

BORÇLAR ÖDENEBİLİR DURUMDA DEĞİL

Bugün, Dilek Güngör'ün de yazısında anlatmaya çalıştığı gibi, "borçlar ödenmek istenmesine rağmen ödenebilir durumda değildir"

Faiz, ana parayı geçmiş durumda. Bloke edilen banka hesapları, kilitlenen POS'lar, duran ticaret zinciri yalnızca esnafı değil onu besleyen ve ondan beslenen büyük şirketleri de zor duruma sokmakta.

Mehmet Şimşek'in bugüne kadar gösterdiği performans, bu başlığın artık "af mı değil mi" sığlığından çıkartılıp, ekonominin devamlılığı, ticari hayatın sürdürülebilirliği ve toplumsal denge perspektifiyle ele alınmasını mümkün kılabilecek bir kredibilite sunuyor.

Bugün ihtiyaç olan şey, disiplinden vazgeçmek değil, borçluyu yaşatacak bir çare üretmektir.

Bu çare, yalnızca esnafın değil, şirketleri, patronların ve dolaylı olarak da kamunun lehine olacaktır.

VERGİ VE SGK BORÇLARI EZİYOR

Parantezi kapattıktan sonra bu meselenin can damarını ve neden önemli olduğunu anlatmaya çalışayım.

Bugün, vergi ve SGK borçları sırtına binen esnaf, nefessiz bir durumda.

Bu konu yalnızca esnafın sorunu diye düşünüyorsanız büyük bir yanılgı halindesiniz.

Bu konu, tedarik zincirini, ana sanayiyi, büyük şirketlerin tahsilatını, bankaların bilançolarını ama her şeyden önemlisi toplumun huzurunu ilgilendiriyor.

ESNAF DÜŞERSE PATRON DA DÜŞER

Esnaf düştüğünde patron da düşer. Patronun düşüşü geç hissedilir, esnafın ki ise sokakta, çarşıda, pazarda anında görünür.

Bugün birçok şirket sahibi, kendi bilançosuna bakınca tabloyu hala yönetilebilir görüyor olsa da sahada durum bambaşka...

POS cihazı bloke olan, hesabına haciz gelen, prim borcu yüzünden emekli olamayan on binlerce esnaf var.

İnanın bu saydıklarım ekonominin sinir uçları…

ESNAFIN HAYATTA KALMA TALEBİ

Dilek Güngör'ün dünkü yazısındaki en kıymetli cümle şuydu: "Esnaf af istemiyor, ödenebilir şartlar istiyor"

Bu cümle, popülizmi de, mali disiplini de aynı anda dışarıda bırakıyor. Bu bir "hayatta kalma talebiydi"

Tehlike ise bu talebin görmezden gelmesi halinde oluşacaktır. Bugün sessiz kalanlar yarın çok daha gürültülü bir krizle karşı karşıya kalacaklardır.

Artık tüm bunları iş dünyasının büyük cümleler kurarak konuşmasının zamanı gelmiştir.

Korkunun ecele faydası yoktur. Ya şimdi ya hiçbir zaman...

GEÇİNEMİYORUZ DEMEYİN ESNAF ZOR DURUMDA DİYİN

Büyük şirketler, büyük patronlar, "Esnaf zor durumda" cümlesini kapalı kapılar ardından değil, yüksek sesle söylemelidir.

Türkiye'nin en zengin ailesinin üyelerinden Ali Sabancı'dan da eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'ndan da beklenen "Geçinemiyoruz" cümlesi değil "Esnafın üzerindeki yükü" topluma anlatmaktır.

Büyük şirket sahipleri, "Esnaf zor durumda" cümlesini kapalı kapılar ardında değil, yüksek sesle söylemelidir.

Çünkü esnaf ayakta kalamazsa, pazar daralır, iç talep çöker, sosyal tansiyon yükselir.

Onun için dün Dilek Güngör'ün kaleme aldığı yazı anlamlı ve kıymetlidir. Bu bir erken uyarı raporudur.

ERDOĞAN SESSİZ KALMAZ

Bu rapora kulak vermeyenler ise yarın "nasıl oldu da bu noktaya geldik" diye sorarlar.

Tam da burada sistemin tüm bunlara Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın müdahale edeceğini düşünüyorum.

Çünkü, Erdoğan'ın sokaktan gelen sesi duyması, sorunları görmesi ve çözüm üretmek gibi bir özelliği var. Liderliğinin ve siyasetteki başarısının altındaki sırlardan biri de bu...

Ancak tüm yükü Erdoğan'a yüklemek en başta Erdoğan'a haksızlık...

Onun için sokaktan gelen sesi, esnafın çığlığını duymak ve duyulan o sese çözüm üretmek bugün ülkeyi yönetenlerin birinci önceliği olmalı.

Yoksa bugünkü sessizliğiniz yarın en büyük borcunuz olarak karşınızda duracak...

patronlardunyasi.com