Gündem


Toygun ATİLLA 

Bu hafta fon soruşturmasını izlerken aslında birbirinden bağımsız gibi görünen gelişmelerin aynı çizgi üzerinde ilerlediğini gördük.

Dönüp haftanın başına baktığımda şunu söyleyebilirim. 

Bugün yaşananların işaretleri New York’ta verilmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, New York’taki Türkevi’nde fon soruşturmasıyla ilgili konuşurken iki ayrı mesaj verdi.

Birincisi piyasalara yönelikti. 

Sermaye piyasalarının sınırlı bir alanında yaşanan sorunun finansal sisteme ve Türkiye ekonomisine yönelik genel bir risk oluşturmadığını söyledi.

İkinci mesajı ise çok daha önemliydi. 

“Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır.”

Erdoğan ayrıca sürecin şeffaf ve hassas yürütülmesi talimatını verdiğini, gerekli hukuki ve idari tedbirlerin de alınacağını açıkladı.

Ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz konuştu.

O da sorunun yapısal olmadığını söyledi ama çok önemli bir cümle ekledi: “Hem idari hem adli olarak gerekli müdahaleler yapılıyor.”

Yılmaz, ilgili bütün kurumların koordinasyon içinde çalıştığını ve tedbirlerin devam edeceğini söyledi. 

Sonra Adalet Bakanı Akın Gürlek’ten soruşturmanın kapsamını gösteren açıklamalar geldi.

Nihayet dün dosya siyasetin kapısına dayandı.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya, hakkında ortaya atılan sermaye piyasası işlemlerine ilişkin iddiaların ardından partisindeki görevlerinden affını istedi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın malvarlığına yönelik kısıtlama talebini de dün ilk kez Patronlar Dünyası’nın haberi ile kamuoyu öğrendi. 

İşte burada birkaç gündür kafamda duran bir sorunun cevabı da ortaya çıkıyor. 

“Madem bu soruşturma buraya kadar gelecekti, Fatma Betül Sayan Kaya neden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD heyetindeydi?”

Benim edindiğim bilgiler bu soruya farklı bir pencere açıyor.

ABD’de bulunan ve temasları yakından izleyen kaynaklarımdan öğrendiğime göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisine ulaşan iddiaları muhataplarıyla konuştu ve açıklama istedi.

Fatma Betül Sayan Kaya da o isimlerden biriydi.

Kaynaklarım, ABD gezisi sırasında Kaya’nın son derece sessiz olduğunu, deyim yerindeyse “ağzını bıçak açmadığını” anlatıyor.

Üstelik yalnızca o değil.

Aynı dosya kapsamında adı konuşulan bir başka isim daha var.

Kim olduğunu biliyorum.

Adı henüz kamuoyuna yansımadığı ve hakkında kamuoyunca bilinen bir adli işlem bulunmadığı için bugün yazmayacağım.

Benim gördüğüm kadarıyla Erdoğan bu dosyada siyasi kimliğe bakılmadan gidilmesini istiyor.

Bu özellikle önemli.

Çünkü muhalefet belediyelerine yönelik soruşturmaların sürdüğü bir dönemde, iktidar partisinin önemli bir isminin adının geçtiği bir dosyanın da yargı tarafından soruşturulabilmesi, kamuoyunun adalet algısı açısından ayrı bir anlam taşıyor.

Nitekim Erdoğan’ın New York’ta kullandığı “sorumluluğu olan kim varsa” ifadesini bugün yeniden okumakta fayda var.

Kim varsa…

Fon soruşturmasının siyasi ayağı kadar önemli bir başka bölümü daha var.

Bürokrasi.

Edindiğim bilgilere göre dosyada bazı üst düzey bürokratların isimleri de konuşuluyor.

Bu isimleri de biliyoruz.

Ancak haklarında resmi bir adli işlem ortaya çıkmadan isimlerini yayımlamayacağız.

Masumiyet karinesi bizim için yalnızca başkalarından talep ettiğimiz bir hukuk ilkesi değil, kendi haberlerimizde de uymamız gereken sınırdır.

Yine de Ankara kulislerini takip edenlere küçük bir not bırakayım.

Son dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Dolmabahçe’de gerçekleştirdiği kritik ekonomi ve finans toplantılarının katılımcı listelerine dikkatle bakın.

Kimlerin orada olduğundan çok, kimlerin olmadığına bakın.

Ben o fotoğrafı bir kenara koydum.

Önümüzdeki günlerde bürokraside bazı görev değişiklikleri yaşanırsa, bugün o masalarda boş bırakılan sandalyelerin anlamı daha iyi anlaşılabilir.

Ankara’da bir ismin görevden alınması Resmî Gazete’de yayımlandığı gün başlamaz.

Çok daha önce, toplantı masasındaki sandalyesi boş kaldığında başlar.

patronlardunyasi.com