Spor


Toygun ATİLLA

Bugün son derece bilimsel ve entelektüel bir yazı yazmak için oturmuştum masanın başına. Çıkış noktam Netflix’te izlediğim "Teach you a lesson" adlı Güney Kore dizisiydi. Dizi de okul ve dijital zorbalık anlatılıyordu.

Aslında okuldan çok insanı anlatıyordu. Sonra onlarca akademik makale okudum. Stanford Üniversitesi’nin araştırmalarını, Cornell Üniversitesi’nin çalışmalarını…

İnternet trollüğü üzerine yapılmış psikoloji araştırmalarını…

Sadizmi, Narsisizmi, Makyavelizmi, Psikopatik eğilimleri…

Dreyfus Davası’nı…

Sürü psikolojisini…

Ekşi Sözlük’ten X’e kadar dijital dünyanın bütün linç ve itibar suikastı meydanlarını dolaştım.

Bir insanın itibarı nasıl yok edilir? Bir kalabalık nasıl oluşur? İnsanlar neden hiç tanımadıkları birini linç etmeye katılır? Bu soruların peşinden gittim.

Tam yazıyı yazarken gözüme bir haber ilişti.

NİYE YAPTINIZ BUNU?

Merih Demiral bıyıklarını kesmiş, Eren Elmalı eski saç modeline dönmüştü.

Bir anda bilgisayar ekranına bakıp gülümsedim.

Ah be çocuklar…

Neden yaptınız bunu?

Avustralya yenilgisinin sebebi bu değildi ki…

Sorun ne Merih’in bıyığıydı ne Eren’in saçı.

Ne de yıllar önce milli takım formasıyla oynarken saçlarıyla uğraştığı için günah keçisi ilan edilen Ozan Tufan’ın saçları…

Sürüler, bilinçsiz kalabalıklar karmaşık sorunları sevmez, sembolleri sever.

Çünkü bir mağlubiyetin nedenini futbol sisteminde aramak, altyapıyı konuşmak, federasyonu, federasyon başkanını, planlamayı, siyaset ile iç içe giren sporu konuşmak zordur.

Bir saç modelini, bir bıyığı, bir fotoğrafı konuşmak kolaydır.

İnsanlık tarihi bunun örnekleriyle dolu. 1894 yılında Alfred Dreyfus Fransa’nın bütün korkularının sembolü olmuştu. Yıllar sonra masum olduğu ortaya çıktı. O zamana kadar ise milyonlar hükmünü vermişti.

Bugün de değişen çok fazla şey yok. Sadece meydanlar dijitalleşti. Dün gazeteler vardı bugün algoritmalar. Dün kahvehaneler vardı, bugün sosyal medya, dün insanlar yüzlerini göstererek bağırıyordu bugün nicklerin arkasından.

GERÇEK HEP EN SONDA

Mekanizma ise hep aynı.

Önce suçlama, sonra kalabalık, sonra hüküm...

En son ise gerçek.

Stanford ve Cornell araştırmalarının beni götürdüğü yer de tam olarak burası oldu. Dijital dünyanın en büyük tehlikesi birkaç sosyal medya psikopatı değil. Onları alkışlayan dijital kalabalıklar.

Çünkü araştırmalar gösteriyor ki insanlar çoğu zaman suçlu görünmemek için değil, yalnız görünmemek için kalabalığa katılıyor. Belki de çağımızın en büyük sorunu bu.

Gerçeği aramaktan çok ait olacağımız kalabalığı arıyoruz.

Merih’in bıyığı…Eren’in, Barış'ın, Ozan'ın saçı…

Aslında bunların hiçbiri futbol meselesi değil. Bunlar insanlık meselesi.

Ben şimdi bütün bu akademik araştırmaları, bütün bu dijital linç hikâyelerini düşünürken tek bir şey diliyorum. Yarın bir mağlubiyet daha alırsak, inşallah Barış Alper saçlarını kestirmek zorunda kalmaz. Çünkü sorun saçlarda değil Sorun aynaya baktığımızda gördüğümüz kalabalıkta.

Daha büyük bir sorun ise süreci, başarısızlığı araştırmak incelemek yerine suçu her seferinde saça, sakala atmak da...

Oysa herkes şunu bilmeli ki, büyük hayal kırıklıklarının faturasını küçük sembollere keserek çözüme ulaşamayacağız.

patronlardunyasi.com