Kültür-Sanat


Usta sanatçı Ahmet Yakupoğlu “suların ressamı” olarak biliniyor, hemşehrileri olan Kütahyalılar onu “Ressam Ahmet”, birçokları da “Son Büyük Minyatür Ustası” diye anıyor.

KAHVEHANEDE KEŞFEDİLDİ

1920’de Kütahya’da hayata gözlerini açan Yakupoğlu, kitaplarda gördüklerini çizerek resme başlıyor. O devirde şehre giden büyük sanatçı Süheyl Ünver, bir kahvehane duvarında genç Ahmet’in resmini görüyor ve “Bunu kim yaptı?” diye soruyor. Lisede okuyan Yakupoğlu, apar topar kahvehaneye getiriliyor. Süheyl Hoca, ilk karşılaşmalarında ondaki kabiliyeti sezip İstanbul’da sanat okuması gerektiğini söylüyor. Ancak Yakupoğlu’nun ailesinin durumunun bunu karşılamaya yetmediğini anlayınca ona kol kanat gerip İstanbul’a getiriyor, akademide okurken üç sene evinde misafir ediyor.

Ahmet Yakupoğlu, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde okuyor ama asıl dersi Tıbbiye’de hoca olan Ünver’den alıyor! Hem resmi hem klasik sanatları öğreniyor. Zamanla musikiye ve ciltçiliğe de merak sarıyor. Yakupoğlu, zamanla “hazerfen” yani çok yönlü bir sanatçı olarak yetişiyor. Fakat Paris’e gidip bohem bir sanatçı olmayı veya İstanbul’da kalmayı değil, memleketi Kütahya’ya dönmeyi tercih ediyor.

ÇAĞLAYAN RESİMLER

Ve durmadan resmediyor; eserlerinde figürler değil, daha ziyade şehirler ve manzaralar öne çıkıyor. Yakupoğlu, hassaten akarsuları çok seviyor; sadece Kütahya’nın pınarları değil farklı mavilikler tablolarında çağlıyor. Onun eserlerinde yer verdiği mimari eserlerden bir kısmı ne yazık ki bugüne ulaşmıyor. Dolayısıyla İstanbul’un yanı sıra Konya, Bursa, İznik ve Antalya gibi şehirlere dair yaptığı resimler, daha fazla önem kazanıyor.

Yakupoğlu, sosyal ve hayırsever kişiliğiyle de tanınıyor. Kütahya Müzesinin kurulmasını sağlıyor, tarihî eserlerin korunması için uğraşıyor ve bugünlerde restorasyonu devam eden Çinili Cami’yi kendi emeğiyle yaptırıyor. Ahmet Yakupoğlu, evindeki atölyesini, bir müze gibi herkese açıyor ama pek sergi açmaktan hoşlanmıyor.

İSTANBUL’DAKİ İLK BÜYÜK SERGİ

Şimdi Yakupoğlu’nun eserleri vefatından 10 sene sonra ilk defa büyük bir sergiyle İstanbul’da gün yüzüne çıkıyor. Sanatçının Dumlupınar Üniversitesine bağışlanan sanat mirası arasından seçilen yüzden fazla eser, bugünlerde Zeytinburnu’ndaki Kazlıçeşme Sanat’ta sergileniyor. “Bir Hezarfenin İzleri: Ahmet Yakupoğlu” adlı sergide sanatçının yüzden fazla eseri ve şahsi eşyası sergileniyor.

ESERLERİ BİRER TARİHİ BELGE

Türkiye gazetesinin sorularını cevaplayan “Bir Hezarfenin İzleri: Ahmet Yakupoğlu” sergisinin küratörü Erkan Doğanay “Ahmet Yakupoğlu’nun ilk resminden son resimlerine kadar bütün dönemlerinden eserler sergide yer alıyor. Şahsi eşyalarından parçalar da görülebiliyor. Böylece onun hayatı ve çalışma üslubu ortaya çıkıyor. O hazerfen yani bugünkü tabirle multidisipliner bir sanatçıydı. Minyatür, resim, tezhip, musiki ve ciltçilik gibi sanatları birlikte icra etmiş. Sergiyi gezenler onun her yönünü tanıyacak” diyor.

Ahmet Yakupoğlu’nun eserlerinin birer tarihî belge olduğunu da kaydeden Doğanay “Modernizmle beraber şehirlerde hızlı bir değişim başlıyor. Bu durum da bazı sanatçılara kaybolan yapıları belgeleme misyonu yüklüyor. Ahmet Yakupoğlu bu misyonu çok etkilendiği Hoca Ali Rıza’dan almış. Kütahya ve İstanbul başta olmak üzere artık şehirlerde var olmayan birçok yer ve yapı Yakupoğlu’nun resimlerine yansımış. Mesela Kütahya’da ortadan kalkmış bir meydanı resmetmiş. Onun dışında Boğaz’ın daha sonra kaybolan yalılarını tasvir etmiş” diye konuşuyor.

Doğanay, Yakupoğlu’nun hemen hemen bütün eserlerini bizzat dışarıya çıkarak yerinde yaptığını da kaydediyor.

patronlardunyasi.com