Kültür-Sanat


Ertuğrul ÖZKÖK

“HAYATIMIN FON MÜZİĞİ” 
PLAYLİSTİNİ BAŞLATAN ÜÇ ŞARKI

O yıl iki şarkı daha hayatıma girdi.
Biri, 2 yıl önce, 1957’de çıkan “Diana” adlı şarkıydı.
Paul Anka söylüyordu.
1960’da , bir yıl sonra da “Sealed With A Kiss” geldi.
Brian Hyland söylüyordu.
Spotify’da “Hayatımın fon müziği”(Soundtrack of my Life) adlı bir playlist hazırladım.
Hayatımın fon müziği bu üç şarkı ile başladı.
Bu aynı zamanda müzikte hayatımın masumiyet döneminin başıydı.

MASUMİYET DÖNEMİNİ 
KAPATAN ÖLÜM HABERİ

Bu  şarkıyı söyleyen Neil Sedaka dün öldü.
86 yaşındaydı.
Neil Sedaka Sefarad bir baba ile Eşkenaz bir annenin çocuğuydu…
Aile adı “Tzedekah’tı”
İbranice “Sadaka” anlamına geliyordu.
Müzik kabiliyeti çok küçük yaşta keşfedildi.
Ünlü müzik okulu Julliard’a kabul edildi.
Rubinstein tarafından, New York Times’ın klasik müzik radyosunda Debussy ve Prokofiev’in eserlerini çalmak üzere seçildi.
Ama gözü, kulağı çocukluğu pop müzikteydi.
Onlar Savaş sonrasının ortaokul ve lise mutluluğunu arayan çocuklardı.

19 YAŞINDA CONNIE FRANÇIS’E 
“SERSEM MELEK” ŞARKISINI YAZDI

1958 yılında, yani henüz 19 yaşındayken yazdığı “Stupid Cupid” adlı şarkı, dönemin ünlü şarkıcısı Connie Françis tarafından söylendi ve büyük bir hit oldu.
Onu izleyen yıl “The Diary” ve “Oh Carol” geldi.
Bir yıl sonra ise ününü pekiştiren “Breaking Up Is Hard To Do” adlı hit….

BEATLES GELİNCE 
HERKES TARİH OLDU

Aslında talihsiz bir dönemin sanatçısıydı.
Çünkü onun bu şarkısının çıktığı yıl, Okyanus’un öteki tarafında Beatles’ın ilk plağı “Love Me Do” çıkıyordu.
Yirminci Yüzyıl kültür tarihini değiştirecek devrimci bir dalgaydı gelen.
Hiçbir öteki müzik türü karşısında duramayacaktı bu dalganın…

ÜÇ YILDA NOSTALJİYE 
DÖNÜŞEN  ŞARKILAR

Bir yıl içinde ondan önceki bütün yılları bir anda silip süpürecek ve onları çok genç yaşta müzik tarihinin sayfalarına gömecekti.
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
BritPop, müziğin yeni kanunlarını yazıyordu.
Şarkıları daha üçüncü yılda, özlemle aranan bir dönemin nostaljisine dönüşecekti.
Ama  3 yıl gibi kısacık sürede yaptığı şarkıların plakları 25 milyon kopya satacaktı.

1971 YILINDA LAUREN 
CANYON’DA DOĞAN YENİ MÜZİK

1971 yılı müzik tutku tarihimde bir başka önemli yıl oldu.
Paris’te öğrenciydim.
Pink Floyd fırtınası esiyordu.
1965’de Byrds’in “Mr. Tambourine Man”şarkısı ile başlayan yeni bir çağ, California’nın Laurel Canyon bölgesinde yeni bir müzik coğrafyası yaratacaktı. 
Amerika’da Post Beatles dönemi başlıyordu.  
The Byrds, Buffalo Springfields, Crosby, Stills&Nash, The Eagles, Jim Morrison ve Doors İngiltere’de başlayan BritPop akımının  ayağını  Amerika’ya çekiyordu.
Benim “Oh Carol’un” çocuksu kolej sesini sevdiğim yıllarda, oralarda 

1971’DE ÇIKAN BİR LP MÜZİK HAYATIMDA
YENİ BİR PARAGRAF AÇIYOR

İşte o Lauren Canyon müzisyenleri içinde daha az dikkat çeken biri vardı.
Carole King…
1971 yılında öyle bir albüm yayınladı ki…
Müzik tarihine geçti.
“Tapestry” adlı albümdeki iki şarkı, 1959 yılında başlayan müzik tutkumu bir anda bambaşka bir yere götürdü.
Albümdeki iki şarkı bir daha çıkmamak üzere hayatıma girdi.
“You’ve Got A Friend” ve “It’s Too Late…”
O albüm dünya müzik tarihinde 5 milyon satışın geçen ilk LP oldu.

MEĞER O “CAROL”, 
İŞTE O “CAROLE’MUŞ”
 
Dün Neil Sedaka’nın hayatı ile ilgili yazıları okurken, 57 yıldır bilmediğim bir şeyi öğrendim.
Meğer bana müzik tutkusunu veren Oh Carol, işte O Carol King için yazılmış.
Çünkü Carol King New York Brooklyn’de okul yıllarında Neil Sedaka’nın ilk aşkıymış.
Ne tuhaf…
Hayatımda çok önemli yeri olan iki şarkı işte o mahalleden çıkmış.

MASUM BİR ORTAOKUL ŞARKISI İZMİR’İN 
KAHRAMANLAR MAHALLESİNE NASIL GİRDİ

Masum bir orta okul, lise müziğiydi onunki.
Hep merak ederim.
O şarkı, nasıl olup da, İzmir’in yoksul bir mahallesinde bir matbaa işçisinin aynı yaşlardaki oğlunun ruhuna girebiliyordu.

HAVANA ROCK KONSERİNDEN BAYREUTH 
WAGNER FESTİVALİNE GİDEN YOL

Dün sabahtan itibaren defalarca dinlerken, yine bunları düşündüm.
1959’da  o şarkı ile ile başlayan müzik tutkum beni nerelere götürdü…
Havana’da Rolling Stones konserinden , Colarodo çölünde Coachella festivaline kadar uzanan çok uzun bir yolculuktu…
Masum bir lise müziğinden, Kings of Leon, The Cure, Radiohead, Oasis Rockuna, oradan Bayreuth’da Wagner konserlerine giden uzun ve harika bir hayat yolculuğu…
That was a good life…
Güzel bir hayattı…

İKİ ESKİ MÜZİK YOLDAŞIMIN 
HARİKA YOUTUBE SOHBETİ

Dün sabah bu haberi aldığımda önümde iki eski müzik yoldaşımın başladıkları bir Youtube yayını duruyordu.
İzzet Öz ve Ümit Tunçağ…
İkisi de TRT yıllarının star müzik sunucularıydı.
Yani Türkiye’nin ilk DJ’leri de diyebilirsiniz.
TRT’nin Pop ve Rock müziği çağının  temellerini onlar atmıştı. 

BARIŞ MANÇO’NUN ALBÜM 
KAPAĞINDA İKİ TANIDIK SİMA

İzmir’de “DEV TV’nin” Youtube kanalında, bir anlamda Türkiye radyolarında pop müziğin tarihini anlatıyorlar.
Radyolarda çaldıkları ilk parçaları dinletiyorlar.
Büyük keyifle izliyorum.
İlk bölümü yayınlanmıştı.
Son yayınları Barış Manço üzerineydi.
Onun radyo serüvenini anlattılar.
Programda Barış Manço’nun “Kaygısızlar” grubu olarak çıkardığı bir albümü tanıttılar.
Kapaktaki fotoğraf iki tanıdık sima vardı.
Barış’ın arkasında uzun saçları ve Anadolu Rock kostümleri ile MFÖ’nün Mazhar Alanson ve Fuat Güner’i duruyordu.
Tamamen unutmuşum.

İZMİR RADYOSUNUN EFSANE
PROGRAMCI KADROSU

Ümit Tunçağ, 1960’lı yılların ikinci yarısında bir pop müzik efsanesi haline gelen İzmir Radyosunun programcı  kadrosundaydı.
Türkiye’nin en ileri radyo müziği ekibiydi bana göre.
Ümit Tunçağ, Ali Kocatepe, Bülent Özveren, Sebla (Özveren) Kantarcı, Bülent Gül, Reşat Nevruzlu.
Hemen hepsi aynı zamanda müzisyendi ve bir de orkestra kurmuşlardı.
Adı da “İzmir Radyosu Prodüktörler Orkestrası’ydı.”

MÜZİK TUTKUNU BİR MAHALLE 
ARKADAŞIMIN HİKAYESİ

Ali Kocatepe İzmir Gazi İlkokulu’ndan sınıf arkadaşımdı.
Reşat Nevruzlu benim İzmir Üçyol’da mahalle arkadaşımdı.
Babasını çocuk yaşta kaybetmiş ve daha ilkokuldan itibaren hayatını kendini kazanan en yoksul arkadaşımızdı.
İzmir’in güzel yaz gecelerinde mahallede gece yarılarına kadar oturur, müzikten başka hiçbir şey konuşmazdık.
Lise yıllarında İzmir’deki NATO üssündeki Amerikalı subayların USO kulübünde iş bulmuş ve İngilizcesini çok ilerletmişti.
İçimizde tek başına eve çıkan ilk arkadaşımızdı.
USO Kulüpten aldığı LP’ler bizim için en büyük pop müzik kaynağıydı.

1 MAYIS 1968 ÇEŞME 
YOLUNDA BİR KAZA

Reşat’ı 1 Mayıs 1968 günü bir kazada  kaybettik.
Açık bir arabada iki arkadaşıyla Çeşme’ye giderken araba şarampole yuvarlandı.
Bir tek arkada oturan Reşat hayatını kaybetti…
İlk arkadaş kaybımdı.      
Rod Stewart’ın “First Cut is The Deepest” şarkısını her dinleyişimde Reşat gelir aklıma.
İlk arkadaş kaybı gerçekten en deriniymiş…

ARTIK CAROLE KING 
ŞARKISINDAKİ GİBİYİZ

Reşat öldü…
Bizler artık 80’lerimize gidiyoruz.
Carole King’in şarkısındaki gibiyiz.
“Arkadaşlarımız vardı” diyeceğimiz yaşlardayız.

TOM VE JERRY’NİN TOM’U 
O YATAĞI BOŞ GÖRÜNCE

Dün önüme çok güzel ama hüzünlü bir çizgi film videosu geldi.
O yıllarımızın harika çizgi filmi, Tom ve Jerry’inin bugünkü halini hayal edip video yapmışlar.
Tom yaşlanmış… Yaşlı gözlerle hastaneye koşuyor.
O çizginin harika faresi Jerry hastalanmış ve hastaneye kaldırılmıştır.
Tom, hastane odasına girince boş bir yatak görüyor ve Jerry öldü diye ağlamaya başlıyor.
Tam o sırada Jerry kolundaki serumla odaya giriyor.
Ve Tom bir anda sevinçten ağlayarak Jerry’e sarılıyor.
İkisi de artık veda yaşlarına gelmişler..

80’Lİ YAŞLAR İÇİN TOM 
VE JERRY DERSLERİ

Bizler böyleyiz işte…
Kızdığımız insanlara da ihtiyacımız var.
Ve şanslıysak, hayat hepimizi, ötekini  daha iyi anlayacak yaşlara getiriyor.
O zaman kin tutmanın, kan davasının, “Asla barışmam” gibi sözlerin manasızlığı çok daha iyi anlaşılıyor.

EPSTEİN 16 YAŞ MASUMİYETİNİN 
IRZINA GEÇMEDEN ÖNCE

“Oh Carol”, işte böyle bir masumiyetin şarkısıydı…
Neil Sedaka’nın çok sevdiğimiz bir şarkısı da “Happy Birthday Sweet Sixteen’di..”
“İyi ki doğdun benim tatlı 16’ lım…”
Hayatımızda öğrendiğimiz ilk “Happy Birthday” şarkısıydı ve 16 yaşında çocuklar, 16 yaşındaki lise aşkları ve arkadaşları için söylüyordu.
Jeffrey Epstein gibi kötülerin lise yaşlarının masumiyetini mahfedeceği yıllar daha çok uzaklardaydı.

BİZLER ROB REINER FİLMİNDEKİ 
O MASUM ÇOCUKLARDIK

Ve bizler geçenlerde kaybettiğimiz Rob Reiner’ın “Stand By Me” filmindeki gibi, mahallelerimizde küçük meraklarımızın peşinden giden masum çocuklardık…
Elveda musumiyet yıllarımız…
Güle güle  Neil Sedaka…
Beni  müzik dolu bu olağanüstü yıllara götüren  o harika “Oh Carol” için sana çok teşekkürler…

patronlardunyasi.com