Burak ARTUNER
Avrupa'da 19'uncu yüzyılın sonlarında ortaya çıkan ekonomik krizde, Avrupalıların çoğu Yeni Dünya denilen Amerika Birleşik Devletleri'nde şanslarını denemek için bu ülkeye göç etmeyi tercih ettiler. 1850'de Amerika'ya göç eden Avrupalı sayısı 1 milyon 713 bine ulaşmıştı. Osmanlı Devleti, bu sıralarda elindeki geniş ve verimli toprakları gerektiği gibi değerlendirebilecek yeterli nüfusa sahip değildi. Bu dengesizliğin Osmanlı hazinesi açısından oluşturduğu ekonomik kayıplar, 19. yüzyılda devleti ne pahasına olursa olsun nüfusunu artırmanın çarelerini aramaya yöneltti.
Yetkililerden evliliklerin kolaylaştırılması, gelin adayına verilen 'mehir parası'nın düşük tutulması istendi. İkiz veya üçüz doğuran ailelere maaş bağlandı. Bundan dolayı Osmanlı hükümetleri, Kırım'ın Ruslar tarafından istilasından sonra dalgalar halinde başlayan Müslüman göçlerini, ülke ekonomisi için uzun vadede bir kayıp değil, kazanç olarak gördü. Sonraki yıllarda, dışarıdan topraklarına yapılan göçleri bile belli şartlarda teşvik etti.
Osmanlı Devleti, bir yandan nüfusunu çoğaltmaya gayret ederken, diğer yandan da elindeki nitelikli nüfusu muhafazaya çalıştı. Üretken insan kaybının ülke ekonomisinde yapacağı tahribatın farkında olan Osmanlı yöneticileri, Rusya ile yapılan 1828-1829 savaşında ve sonrasında, topraklarından koparılan binlerce Osmanlı köylüsünün Rusya'ya göç etmesi karşısında büyük sıkıntılar çekti.
İLANLA AVRUPALILARI ÇEKMEYE ÇALIŞTIK
Osmanlılar, 1857 yılına kadar Rusya, Fransa ve bazı güney Amerika ülkelerinin toprak vaadi, vergi muafiyeti, tarım ve hayvancılık kredisi adı altında teşvikler vererek, dışarıdan göçmen
getirme yöntemlerini sistemli bir şekilde uygulamadılar. Bu durum, 1856 Haziranı'nda Osmanlı dış temsilciliklerine yapılan bir göç başvurusundan sonra değişti. Osmanlı Devleti, bu tarihte ilk defa Avrupa gazetelerine ilânlar vererek, batılıları Osmanlı topraklarına yerleşmeye çağırdı. Osmanlı nüfus ve dış politikasında yeni bir dönemin başlangıcı olacak gelişmeler 2 Haziran 1856'da çok sayıda Prusyalı, yani Alman ailenin, Viyana konsolosluğuna bir dilekçeyle başvurarak, Osmanlı ülkesine yerleşme isteğiyle başladı. Prusyalılar'ın göç dilekçesi önce Osmanlı Viyana büyükelçiliğine, oradan da İstanbul'a gönderildi. Aileleri temsilen dilekçeyi veren, Noel adında Prusyalı bir fabrikatördü. Prusyalılar dilekçelerinde kendi ülkelerindeki ekonomik bunalım nedeniyle geçinemediklerinden bahsederek, başka bir ülkeye göçmeye karar verdiklerini ve bunun için en uygun yer olarak Osmanlı topraklarını gördüklerini söylüyorlardı.
Onları Osmanlı ülkesine çeken en önemli sebep, padişahın hiçbir ayrım yapmaksızın bütün halkına gösterdiği şefkat ve muhabbetti. Prusyalılar, Osmanlı hükümetinden, kendilerine ya yol üzerinde ya da nehir kenarında bir miktar arazi verilmesini istediler. Hepsi zanaatkâr olan bu aileler, taleplerine olumlu cevap verildiği takdirde, yerleştirilecekleri mahalleri imar ve ihya edeceklerini de yazdılar.

PARAN VARSA TOPRAK DA VAR
Noel, kendi adına da Osmanlı Berlin elçiliğine müracaat etmişti. Avrupa dışında bir ülkeye yerleşmek, orada emlak ve arazi sahibi olmak niyetindeydi. Yerleşeceği topraklara daha sonra
hem ailesini, hem de başka aileleri getirmeyi düşünüyordu. Onun için de en uygun yer Osmanlı topraklarıydı. Noel, öncelikle, Berlin Elçisi Ahmed Kemal Beyden, Osmanlı topraklarında emlak ve mal sahibi olmasına izin verilip verilmeyeceğini sordu. Görüşmek üzere elçiliğe davet edilince, göç etme sebeplerini anlattı. Elinde biraz nakit parası olduğuna, gayet izin verilirse, bununla Tuna kıyılarında veya Arnavutluk taraflarında arazi satın alabileceğini söyledi. Bu toprakları yerinde görüp gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra, ilk aşamada birkaç Prusyalı aileyle birlikte buraları ckecegini; olumla sonuç alırsa, kısa sürede 20-25 aiklik yeni bir göçmen grubyla, kendi ailesini de getireceğini ilave etti.
İLK GÖÇMEN TÜZÜĞÜ HAZIRLANDI
Noel, görüşme sonunda, düşündüklerini yapabilmek için önce Osmanlı vatandaşı olması gerektiğini hatırlatarak, bu konudaki kanuni mevzuatı öğrenmek istedi. İlk defa böyle bir taleple karşılaşan Osmanlı elçisi, ellerinde bu konuda bir resmi belge olmadığı için konuyu İstanbul'a yazacağını, gelen cevaba göre kendisine bilgi vereceğini ifade etti. Berlin elçisinin durumu hükümete bildirmesinden sonra, konu, 1 Ocak 1857'de hükümette görüşüldü. Göç başvurusu, ülke nüfusunun çoğalması ve Osmanlı Devleti'nin imajı açısından olumlu bulundu. Avrupalı ailelerin Osmanlı vatandaşlığına kabul edilip ülke topraklarına yerleşmelerine izin verildi. Arkasından da, konuyla ilgili esasları belirleyen bir tüzük hazırlandı.
Avrupalı göçmenler için hazırlanan tüzükte öngörülen teşvik ve ayrıcalıklar, devletin, Osmanlı topraklarına yönelik göçleri özendirmek, bunun kısa ve uzun vadede getireceği olumlu sonuçlardan yararlanmak istediğini göstermekteydi. Osmanlı Devleti, o tarihe kadar tenezzül etmediği, belki de hiç düşünmediği Avrupa'dan göçmen getirmek uygulamasının ilk önemli adımını atmıştı.
Bakanlar Kurulu, 17 Şubat 1857de toplanarak, göçmen tüzüğü ile Prusyalı fabrikacı Noel'e verilecek cevabı tartıştı. Sonunda, dışarıdan Osmanlı topraklarına kabul edilecek ailelerin, iktisadi ve siyasi açıdan önemli yararlar sağlayacağı anlaşıldı. Avrupa'dan, yüzlerce aile, bir yandan nüfusun artmasına katkı sağlarken, diğer yandan da ülkenin ekonomik gelişmesine destek olacaktı. Osmanlı vatandaşlığına talip olan bu Alman aileler, Avrupa'nın diğer uluslarıyla kıyaslandığında çok daha namuslu ve çalışkandı. Bunlar, kendilerine verilecek arazileri kısa sürede imar edip, ileride hazineye de gelir sağlayacaktı. Bakanlar Kurulu'nun kararı, 19 Şubat 1857'de padişahın onayıyla kanunlaştı. Böylelikle, ülke dışından Osmanlı topraklarına yerleşmek isteyen Avrupalıların önü açıldı. Hazırlanan göçmen tüzüğünün birer kopyası yurtdışındaki Osmanlı temsilciliklerine gönderilirken, tirajı yüksek
Avrupa gazetelerinde de yayınlatıldı.

SİLİSTRE'DE GENİŞ TOPRAKLAR VERİLDİ
Hükümet, Avrupalı göçmenlere verilecek arazilerin belirlenmesi için hemen çalışmalara başladı. Bu amaçla İstanbul'dan yedi özel memur, Adana, İzmir, Bursa, Edirne, Selanik, Tirhala, Yanya ve Silistre'ye gönderildi. Memurlar, buralarda tarıma ve yerleşmeye uygun devlet arazilerini tespit ettiler. İlk keşif sonuçlarına göre, Avrupalı göçmenler için en uygun yerlerin Silistre'ye bağlı Maçin kazasındaki Yeniköy Yurtluğu olduğuna karar verildi. Burası Maçin kazasının güneyinde ve Maçin Tunası sahilindeydi. Yüzölçümü 16 bin 887 dönümdü. Tuna Nehri kıyısında olduğu için su kaynakları yönünden zengindi. Havası hoş ve güzeldi. Toprakları bereketli ve her cins ürünün yetişmesine müsaitti. Bölgeye iki saat uzaklıkta ormanlar
vardı.
Fransız Moore'a verilmek üzere aslı İstanbul'dan getirtilecek senedin suretidir: "Fransız halkından Moore adındaki şahıs, Padişah'ın emriyle neşredilen 'Osmanlı Topraklarına Yerleşme
Tüzüğü'ne uygun olarak Maçin kazası dahilindeki Yeniköy Yurdluğu denilen mahalle ailesiyle birlikte yerleşeceğini bildirmiştir. Moore, adı geçen tüzük gereği, 12 sene sahsi bütün
vergilerden, askerlik hizmetinden veya bedeli askerlik vergisinden muaf olacaktır. Muafiyet süresinin bitmesinden sonra ise diğer Osmanlı vatandaşları gibi her türlü yükümlülüklerini yerine getirecek, kendisine devlet tarafından tahsis olunan araziyi 20 seneden önce satamayacaktır. Adı geçen şahıs Osmanlı uyruğunu ve topraklarını terk ederse, kendisine verilmiş
olan arazi ile bunun üzerine bina ettiği emlakı devlete karşılıksız şekilde geri vermeye mecbur olacaktır. Bu koşullarla, Osmanlı tapu idaresince senet mukabilinde kendisine on bir bin dönüm arazi tahsis kılınmıştır. Buna karşılık Moore'a, kayıtsız şartsız Osmanlı vatandaşlığını kabul edeceğine, meşru hükümdarı olan Padişah hazretlerine daima sadakat ve istikametle
itaat göstereceğine, yürürlükte olan bütün kanun ve nizamlara bağlı kalacağına dair yemin ettirilecektir. Moore, eşi ve çocukları, bundan böyle ilgili tüzük hükümlerince Osmanlı Devleti
hakimiyetinde her türlü hak ve imtiyazlardan yararlanacaktır. Sene: 1859," Osmanlı arşivlerindeki bu belgede adı geçen Moore, istenen bu belgelerle ailesini ve getireceği adamları da yanına alarak Osmanlı topraklarına girdi ve vatandaşlığa kabul merasimi İstanbul'da icra edildikten sonra, 11 bin dönümlük arazinin tapu senedine kavuştu.

Avrupalı göçmenlerin yerleştirildiği yerlerden Silistre - 1900'lar
GÖÇMENLERİN SADAKAT YEMİNİ ŞÖYLEYDİ
Osmanlı topraklarına yerleşecek olan Avrupalıların hükümete verecekleri bağlılık senedinin suretidir:
"Padişah hazretlerinin iradesi gereği neşredilen 'Osmanlı Topraklarına Yerleşme Tüzüğü'nün hükümlerine harfiyen uygun hareket edeceğime; bana tahsis edilen araziyi en az 20 seneden evvel satamayacağıma; bu süreden önce Osmanlı uyruğundan ve topraklarından ayrılır isem verilmiş olan araziyi ve üzerine bina eylediğim emlaki devlete aynen terk edeceğime; ailemle yerleşmek için ilgili sancak dahilinde tahsis edilen arazi karşılığında Osmanlı vatandaşlığını istisnasız kabul edeceğime; Padişahıma her zaman sadakatle hizmette bulunacağıma, kanun ve nizamlara aynen uyacağıma Tanrı adına yemin eder, bunlara aykırı harekete kalkışmayacağımı bu senedimle tasdik ederim."

Fransız Moore adlı şahıs için yazılan ve Osmanlı topraklarına yerleşmesi için verilen sened- 1859
OSMANLI TOPRAKLARINA YERLEŞME TÜZÜĞÜNDEKİ 10 ŞART
Osmanlı topraklarına yerleşme tüzüğü şu maddeleri içeriyordu:
1-Osmanlı topraklarına yerleşmek isteyen Avrupalılar, ön koşulsuz Osmanlı vatandaşlığını kabul edecekler ve padişahlarına daima sadakatle hizmet edeceklerdir.
2-Osmanlı kanunlarına tabi olacaklardır.
3-Bulundukları din ve mezhepte serbest kalacak, ibadetlerini özgürce yerine getireceklerdir.
4-İzin almak şartıyla kilise vesair mabetleri yapabileceklerdir.
5-Göçmenlere ihtiyaçları oranında ücretsiz araziler verilecek, bu araziler, verimli ve havası güzel mahallerden seçilecektir.
6-Kendilerine arazi tahsis edilenler altı veya 12 sene şahsi bütün vergilerden affedilecektir.
7-Erkekler altı veya 12 sene askerlik yapmayacak, askerlik vergisi ödemeyecektir.
8-Avrupalı göçmenler kendilerine verilen arazileri 20 yıldan önce satamayacaktır. Bu süreyi tamamlamadan topraklarını ve Osmanlı vatandaşlığını terk edenler, kendilerine tahsis edilmiş
arazileri, üzerlerine bina ettikleri emlakla beraber, devlete iade edeceklerdir.
9-Her isteyen Osmanlı vatandaşlığına kabul edilmeyecek, bu konuda seçici davranılacaktır. Kendi ülkelerinde cinayet işlemiş olanlar ile soyu sopu bilinmeyenler, serseriler ve sanayiden
veya ziraattan anlamayanlar kesinlikle geri çevrilecektir. Böyle oldukları sonradan anlaşılanlar da hemen sınır dışı edilecektir.
10-Göçmen adaylarının Osmanlı topraklarına yerleşebilmeleri için en az 60 Mecidiyelik sermayeleri olacaktır.

Osmanlı İmparatorluğu'ndan toprak edinen ve yerleşen Avrupalı bir aile
GÖÇMEN ALMAYI SEVDİK
Göçler devam ettikçe, bu konudaki mevzuat da günün şartlarına göre zaman zaman yenilendi. 15 Nisan 1858'de göçmen tüzüğüne iki madde daha eklendi. Buna göre, aile reislerinin 20 yılı tamamlamadan ölmeleri halinde, toprak ve üzerindeki emlakıyla ilgili hakları, Osmanlı topraklarındaki mirasçılarına geçecekti. Yirmi sene sonunda bu mirasçılar, arazi üzerinde tasarruf hakkına sahip olacaktı.
Osmanlı ülkesine yerleşmemiş olan varisler ise babalarının mirasından hisse alamayacaklardı. Bütün bu gelişmeler olurken, bir yandan da Osmanlı topraklarına yönelik göç istekleri devam ediyordu. Prusyalı ve Avusturyalı bazı aileler, 1858'de Tolcu ve Babadağı köylerine yerleşme izni istediler. Aynı yıl sayıları 40'ıbulan bir başka Avrupalı grup ise Rumeli'de Beştepeler ve Mori Gölü arasındaki arazilere talip oldular. Hükümet, bu ailelere Donevic yakınlarında yer gösterdi. Bu teklifi kabul eden Prusyalı ve Alman aileler, 1859 Martı'nda bölgeye yerleştiler. 1859'da Kuzey İtalya'dan yeni vatandaşlık müracaatları oldu. Baco adında bir İtalyan'a Silistre'ye yerleşme izni verildi.
patronlardunyasi.com