Türkiye'nin en zengin iş insanlarından Ali Sabancı'dan sonra eski Başbakan Ahmet Davutoğlu da 'geçinemiyorum' dedi
Haber sitelerinin manşetinde gördüm. "Geçinemeyenler kervanına Ahmet Davutoğlu da katıldı." "Eski Başbakan: Geçinemiyorum." Başlıklar böyleydi. Ali Sabancı'nın "Geçinemiyorum" diye bir açıklama yaptığı bir ülkede, önce Ahmet Davutoğlu'nun açıklamalarının manşette yer alması bana çok cazip gelmedi. Öyle ya, Türkiye'nin en zengin iş insanlarından Ali Sabancı'nın "Geçinemiyorum" dediği bir yerde, şimdilerin muhalifi eski Başbakan'ın "geçinememesi" son derece normaldi. Sadece bu açıklamaların peş peşe gelmesi ilginçti.

Toygun ATİLLA
Hiç üşenmedim. Oturdum bilgisayarın başına; Ahmet Davutoğlu Başbakan'ken, yani iktidardayken, "geçinebiliyor muymuş", "geçinemiyorum" diyenlere ne diyormuş diye inceledim.
Ufak bir araştırmanın sonunda bildiğim bir kavramla karşılaştım. O da siyasetin en acımasız aynasının zaman olduğuydu. O ayna bugün Ahmet Davutoğlu’nun karşısında duruyordu. Aynı kişi. Aynı akademik arka plan. Aynı entelektüel iddia. İki farklı Ahmet Davutoğlu…
Takvimler 2014–2016’yı gösterirken kürsüdeki Davutoğlu netti. Bakın, o günlerde Ahmet Davutoğlu "geçinemiyoruz" diyenlere ne diyordu?
“Popülizm yapamayız.” “Enflasyonun üzerinde zam veriyoruz.” “Sosyal devlet sadece maaş artışı değildir.” “Herkese istediği kadar zam verirsek bunun bedelini millet öder.”
O Davutoğlu, geçinememeyi bireysel bir sorun değil, makroekonomik bir denge meselesi olarak görüyordu. Hayat pahalıydı ama Türkiye küresel fırtınaya rağmen ayaktaydı. Emekli sıkıntı çekiyordur ama bütçe disiplini bozulamazdı. İşçi zorlanıyordur ama üretmeden dağıtılamazdı.
Zamana ayna tutunca bugün "geçinemeyen" Ahmet Davutoğlu'nun, o günün "geçinemeyenlerine" sarf ettiği sözlerle karşılaştım. Yazımın başında da dedim ya, Ali Sabancı'nın "geçinemiyorum" açıklamasından sonra Türkiye'de bu kez de eski bir Başbakan benzer şekilde konuşuyordu.
Bu ülkede “geçinemiyorum” cümlesi uzun süre yalnızca dar gelirlilere ait sanıldı. Ta ki Türkiye’nin en zengin ailelerinden birinin mensubu olan Ali Sabancı “geçinemiyoruz” diyene kadar… O gün anladık ki mesele artık sadece maaş değil; dönem meselesi... Enflasyon gelir ayırmıyor. Sadece zamanı kolluyor.
Şimdi bu parantezi kapatıp tekrar Ahmet Davutoğlu'na dönelim. Yıllar geçmiş, kürsü değişmiştir. Ahmet Davutoğlu o değişim içinde bu kez kendisine NOW TV'nin uzattığı mikrofona şöyle der:
“Ben de maddi sıkıntı çekiyorum.” “Eski bir başbakan gibi misafir ağırlamak bile zor.” “Teklifler geliyor ama etik bulmuyorum.”
“Türkiye Cumhuriyeti’nde bir devlet adamı böyle yaşamamalı.”
Sakın yanlış anlamayın; bu yazı, “Bakın yakaladık” yazısı değil. Bu, iktidarın insana ne söylediği, muhalefetin insana ne yaptığını anlatan bir yazı. Başbakanken konuşan "güçtü"... Muhalefetteyken konuşan insan...
Bugün ise bize düşen sorumluluk, toplum hafızası adına soru sormak. O halde soralım:
“O gün ‘geçinemiyoruz’ diyen emekliyle, bugün ‘ben de zorlanıyorum’ diyen Davutoğlu neden hiç aynı cümlede buluşamadı?”
Türkiye’de “geçinemiyorum” demek için fakir olmak gerekmiyor. Bazen sadece muhalefete düşmek yetiyor.
Bugün Davutoğlu’nun yaşadığı sıkıntı gerçek olabilir. Bunda şüphe yok. Siyasetçinin kaderi ise kendi cümlelerinin, günü geldiğinde, kendi karşısına çıkmasıdır.
Türkiye’nin problemi sadece enflasyon değildir. Türkiye’nin problemi, iktidardayken söylenenlerle muhalefetteyken hissedilenler arasındaki uçurumdur.
Ahmet Davutoğlu bu uçurumun ne ilk örneği ne de son örneği... Ancak belki de en akademik olanıdır.
patronlardunyasi.com















