Erkan Kızılocak'ın haberi/Para dergisi
Son ekonomik veriler resesyondan çıkışı teyit ediyor. Türkiye, sanayi üretimi ve büyümede CEEMEA bölge ortalamasının üzerine çıktı. Uluslararası kuruluşlar, krizden çıkışın “V” şeklini andırdığını düşünüyor...
PİYASALARIN yükselişi sürüyor. Bunda kuşkusuz yurtdışı ve yurtiçinde açıklanan görece olumlu ekonomik veriler etkili oluyor. Nitekim geçen hafta, merakla beklenen büyüme oranları beklentilerin üzerinde açıklanınca piyasalar açısından iyi bir sürpriz oldu. Resesyondan çıkışla ilgili umutlar artmış durumda. Sanayi üretimi de şubatta aylık bazda yüzde 1.6, yıllık bazda da 18.1 artarak piyasa beklentilerinin üzerinde geldi.
Büyüme dışındaki veriler de krizden çıkışı destekliyor. Büyüme tahminleri revize edilmeye başladı. Bu da daha önce krizden çıkış için öngörülen U, W, V gibi sembolleri yeniden gündeme getirdi.
Daha önce bu senaryolardan gerçekleşme ihtimali en zayıf olarak görülen V şeklindeki hızlı çıkıştı. Ancak Tükiye, son verilerle CEEMEA (Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Afrika) ülkeleri arasında en hızlı toparlanmayı yakaladı. Şimdi krizden çıkışın “V” şeklinde olabileceği yolundaki analizler artmaya başladı.
2010 için büyüme beklentileri yukarı revize edilirken, aynı zamanda enflasyon baskısına da dikkat çekiliyor. Tabii bunu tetikleyecek unsurlardan biri iç talepteki artış. Özellikle de enerji ve gıda fiyatlarının ciddi rol oynaması bekleniyor.
Bu durumda, artan fiyat baskısına karşı Merkez Bankası’nın ne yapacağı önem kazanıyor. Ancak yakın vadede faiz artışı beklenmiyor. MB’nin, fiyat artış baskısına karşı öncelikle faiz dışı tedbirlere başvuracağı tahmin ediliyor. Çünkü uzmanlara göre, vaktinden önce bir faiz freni henüz nekahat dönemindeki büyümeyi kesebilir. Faizle ilgili beklenti, yılın ikinci yarısında 150 baz puanlık artış olacağı yönünde. İlk artış ise ağustos ayında 50 baz puan olarak tahmin ediliyor. Diğer risk faktörlerinden biri de tüketici güvenindeki düzelmeye ve kredilerdeki genişlemeye karşılık kapasite kullanımının baskı altında kalmaya devam etmesi. Ayrıca işsizlikte nispi bir azalışa rağmen oran hala yüzde 13’ün üzerinde. Kısacası, 2010’da büyümeyi olumlu etkileyecek birçok faktöre karşılık riskler de var. Bunlar; artan enerji bağımlılığı ve yükselen emtia fiyatları, ihracat performansının ithalata göre yetersiz kalması, kapasite kullanımındaki düşük seviyenin yatırım talebini zayıflatması, tarımda artan gizli işsizlik ve KOBİ’lerin finansman ihtiyaçlarının büyümesi olarak sıralanıyor.
2010 büyümesini olumlu etkileyecek faktörlerin başında ise canlanmaya başlayan iç tüketim, azalan stokların yenilenmesi, bankaların elindeki likidite fazlası ve kamu borcunun yenilenme oranının azalması geliyor.
2010 sonrası içinse baz etkisinin azalmasıyla beraber artan temponun, kriz öncesinde olduğu gibi yüzde 4-5 arası düşük büyüme rejimine geri dönebileceği uyarısı yapılıyor.
U VE L’YE KARŞI V
Türkiye’nin CEEMEA ülkeleriyle büyüme eğrisini karşılaştıran yatırım kuruluşu Barclays Capital, diğer ülkelerin resesyondaki durumunu U ve L’ye benzetirken, Türkiye’nin V şekli çizdiğini savunuyor. Barclays analistlerine göre, Türkiye’nin bölgesindeki büyüme oranı göze çarpıyor. Krizden çıkış hikayesi V şeklini andırıyor. 2009’un son çeyreğindeki büyüme, yüzde 4 olan beklentilerin 2 puan üzerinde gelerek piyasa için iyi sürpriz yaptı. Son veriler ekonomide toparlanmanın devam ettiğini gösteriyor. Fakat bu durum aynı zamanda enflasyon baskısının beklenenden daha erken ortaya çıkacağı anlamına da geliyor.
JP Morgan, sürpriz yapan büyümenin sonuçlarına ve halen varlığını koruyan risklere dikkat çekiyor. Öncelikle yatırım iştahı halen zayıf kalmaya devam ediyor. Ayrıca mevsim ve takvim etkisinden arındırıldığında, son çeyrekte aslında bir yavaşlama sözkonusu. Daha da önemlisi, tüketici güvenindeki düzelmeye ve tüketici ile şirket kredilerindeki genişlemeye karşılık kapasite kullanımı baskı altında kalmaya devam ediyor. İşsizlik halen yüksek. Ve kamu harcamaları stabilize oldu. Dolayısıyla tek başına son çeyrek büyüme verisi para politikasını değiştirmemeli.
Merkez Bankası’nın bundan sonra daha dikkatli olacağını ancak hemen bir faiz artışına gitmeyeceğini öngören JP Morgan’a göre, faiz kararında bundan sonra daha fazla iç talebe yoğunlaşılabilir, kredi talebi ve genel fiyat hareketine bakılabilir. MB, bu göstergelerde herhangi bir dikkate değer değişiklik durumunda harekete geçebilir.
JP Morgan, MB’nin faizleri yılın ikinci yarısında 150 baz puan artırmasını bekliyor. İlk artışın ise ağustosta 50 baz puan olacağını tahmin ediyor.
ÇEKİRDEK KAYGILANDIRDI
Yeniden tek haneye dönüşe rağmen çekirdeki enflasyondaki artış, piyasa oyuncuları ve analistlerin kaygılanmasına neden oldu. Merkez Bankası, gelecekteki fiyat hareketlerinde kötüleşmeyi önlemek amacıyle erken davranabilir. Ancak bunu zayıf bir olasılık olarak gören Morgan Stanley Türkiye Başekonomisti Tevfik Aksoy, diğer parasal tedbirlerin faiz artışından önce geleceğini savunuyor. Keza faizde erken bir artış büyümeyi daha başında kesintiye uğratabilir.
TÜFE’nin yılın büyük bölümünde yüzde 9-10 arasında kalmasını bekleyen Tevfik Aksoy’a göre, en ciddi risk petrol ve emtia fiyatları. TL’deki değerlenmeye karşılık emtia fiyatları girdi maliyetlerini tehdit ediyor.
Büyümeyi destekleyen en önemli veri sanayi kesiminden geldi. Şubat ayında sanayi üretimi yüzde 1.6, yıllık yüzde 18.1 arttı. Önceki ay sırasıyla yüzde 0.9 ve 12.1 olmuştu. Bu veri de hem piyasalara moral vermeye devam etti. Özellikle yıllık artışın CEEMEA bölgesindeki yüzde 5.1 ortalamanın çok üzerinde olması dikkat çekici bulunuyor.
Goldman Sachs’a göre, Türkiye ekonomisi resesyondan çıktı ve canlanmaya devam ediyor. Bunun 15 Nisan’da açıklanacak işsizlik oranına yansımasını bekleyen kurum, 0.5 puanlık mevsimsel azalma bekliyor.
BÜYÜMENİN TEMELLERİ ZAYIF
Bu iyimser yorumlara karşı uyarıcı analizse Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nden (TEPAV) geldi. TEPAV Başkanı Prof. Dr. Seyfettin Gürsel, 2010’un ilk çeyreğindeki büyümenin yüzde 10’u geçerek çift haneli bir rakama ulaşabileceğini öngörüyor. Gürsel’e göre, çeyrekten çeyreğe büyüme temposu sıfırlansa bile bu dönemde oran otomatik olarak yüzde 12’ye ulaşacak ve büyük olasılıkla yüzde 13-14’ü bulacak. Ancak bu çarpıcı büyüme esas olarak çok güçlü bir baz etkisinin sonucunda gerçekleşecek. Yani takip eden 3 aylık dönemde baz etkisinin azalmasıyla birlikte düşüşler görülecek. 2010’da büyüme yüzde 5’i geçse bile, 2011 ve sonrasında kriz öncesinde olduğu gibi yüzde 4-5 arası düşük büyüme rejimine dönülmesi yüksek olasılık.
2010 büyümesi için;
Olumlu faktörler
- Canlanan iç tüketim
- Azalan stokların yenilenmesi
- Bankaların elindeki likidite fazlası
- Kamu borcunun yenilenme oranının azalması
Olumsuz faktörler
- Artan enerji bağımlılığı ve yükselen enerji/emtia fiyatları
- İhracat performansının ithalata göre yetersiz kalması
- Kapasite kullanımındaki düşük seviyenin yatırım talebini zayıflatması
- Tarımda artan gizli işsizlik
- KOBİ’lerin finansman ihtiyaçlarının büyümesi
SON ÇEYREKTE “V” ŞEKLİ ÇIKIYOR!!!
Yıllar itibariyle büyüme
Yıl GSYH artışı (%)
1999 -3.4
2000 6.8
2001 -5.7
2002 6.2
2003 5.3
2004 9.4
2005 8.4
2006 6.9
2007 4.7
2008 0.7
2009 -4.7
Kaynak: TÜİK
2009 yılı büyümesinin bileşenleri (%)
1.çeyrek 2. çeyrek 3. çeyrek 4. çeyrek
Özel tüketim -7.2 -1.2 -1.3 3.3
Kamu tüketimi 0.5 0 0.5 2.3
Yatırımlar -6.9 -6.1 -3.9 -1.1
Stok değişimi -7.6 -4.0 0.1 2.5
Dış ticaret 6.7 3.4 1.7 -1
TOPLAM -14.5 -7.7 -2.9 6
Kaynak: TÜİK
Talep ve stok değişiminin büyümeye katkısı (%)
Nihai iç talep Stok değişimi Dış talep
2002 6.3 2.1 -2.2
2003 9 -0.4 -3.3
2004 13.7 -1.9 -2.4
2005 9.7 0.1 -1.4
2006 7.3 -0.1 -0.3
2007 5.2 0.6 -1.2
2008 -1.6 0.3 1.9
2009 -5.3 -2.1 2.7
Kaynak: TÜİK, Betam
CEEMEA bölgesi için 2010 yılı tahminleri (%)
Ülke Yıllık büyüme Yıllık enflasyon Cari denge/GSYH Mali denge/GSYH
Bulgaristan -0.5 1.2 -8.6 -0.6
Çek Cumhuriyeti 2 1.9 -1.7 -4.5
Mısır 5 13.1 -3.1 -8.5
Macaristan 0.5 4.3 -1 -4.5
İsrail 3 2.9 2 -4
Kazakistan 2.5 7.6 1.8 -3.8
Nijerya 8 10.5 -2.7 -5
Polonya 3.2 2.4 -2.5 -5.8
Romanya 1.5 4.8 -5.5 -6.5
Rusya 5.5 7 5 -3.5
Sırbistan 1.5 8 -8 -4.2
Güney Afrika 3 5.1 -4 -6.1
Ukrayna 3 13.6 1 -6.9
TÜRKİYE 4.3 8.7 -3.2 -3.7
Kaynak: JP Morgan