Erkan Kızılocak/Para Dergisi
Piyasalar, siyasi gelişmelerin gölgesinde sert bir düzeltme yaşadı. İyimser hava yerini endişeye bıraktı. Ortaya çıkan siyasi riskleri hesap eden uluslararası yatırım kuruluşları da kötü senaryoları yeniden hatırlatmaya başladı...
SON siyasi gelişmeler tansiyonu artırdı. Uzun süredir adeta ralli yaparcasına yükselen finansal piyasalar bu kez sert bir düzeltmeye maruz kaldı. “Global kriz sonrası dile getirilen olumlu ayrışma yerini olumsuz ayrışmaya mı bırakıyor” sorusu gündeme geldi. Makro ekonomik verilerdeki düzelme trendine karşılık ortaya çıkan belirsizlik bazı kaygıları yeniden öne çıkardı...
Oysa piyasalar, kısa bir süre öncesine kadar not artırımının desteğiyle hızlı bir yükseliş yaşamıştı. Bazı makro ekonomik veriler de bu yükselişi desteklemiş ve iyimser bir hava hakim olmuştu. Ekonomide büyüme beklentileri güçlenmiş ve yavaş da olsa toparlanma eğilimi başlamıştı. Ancak ne yazık ki olumlu tablo bir anda tersine döndü, beklentiler bozuldu. Kötü senaryolar yeniden kafaları karıştırmaya başladı.
İYİMSER VE KÖTÜMSER SENARYO
Uluslararası piyasa oyuncuları ve analistleri, son gelişmeleri Türkiye’ye özgü bir durum olarak değerlendiriyor. Yani Türkiye’de aslında tablo çok çabuk değişiyor ve beklentiler bir anda tersine dönebiliyor. Yatırımcılar uzun vadeli pozisyon taşımakta zorlanıyor. Bu yüzden Türkiye’yle ilgili makro analizler çoğunlukla siyasi gelişmeleri de ihtiva ediyor.
Nitekim son siyasi gelişmeleri yakından izlemek ve piyasaların nabzını tutmak için Türkiye’yi ziyaret eden uluslararası yatırım kuruluşları da raporlarında siyasi riske dikkat çekmeye başladı. “Eski kaygılar geri mi geliyor” diye soran kuruluşlar, yatırımcılara “dikkatli olun” uyarısı yapıyor. Benzer siyasi krizlerin 2008’de Ak Parti hakkında açılan kapatma davası ve 2007’de “e-muhtıra” olaylarıyla da yaşandığına dikkat çeken analistler, siyasi krizin önümüzdeki dönem nasıl sonuçlanacağının belirsiz olduğunu vurguluyor. Ancak bazı ekonomistler, önceki krizlerde olduğu gibi bu kez de gerilimin uzun sürmeyeceğini düşünüyor.
Kötümser senaryoda ise anayasa reformu için bir referandum ve erken seçim olasılığıyla Ak Parti hakkında açılabilecek kapatma davası dile getiriliyor. Ayrıca kuvvet komutanlarının tutuklamalara tepki olarak toplu istifası ekonomi için en kötü gelişme olarak değerlendiriliyor.
Analistlere göre, son gelişmeler Türkiye’nin risk primini artırdı. Gerçi borsa, global ölçekte bakıldığında cazibesini koruyor. Ancak değerlenme potansiyeli önceki seviyede değil. Durum kötüye giderse faizler artabilir. Bono piyasası ve TL, siyasi gelişmelere rağmen alıcılı. Ancak kötüleşme devam ederse varlık fiyatları üzerinde baskı oluşturabilir.
ÇÖZÜM OLASILIĞI DAHA GÜÇLÜ
UBS yatırım araştırma birimi, siyasi gerilimin zirveye tırmandığı önceki haftalarda Türkiye’yi ziyaret ederek Ankara ve İstanbul’da kamu ve özel sektör temsilcileriyle görüştü. UBS Ekonomisti Reinhard Cluse, ziyaret notlarında yükselen tansiyonun yeniden düşmesini beklediklerini yazıyor. “Türkiye’deki siyasi gelişmeleri anlamak zor oldu” diyen Cluse, yaşanan olayların kafa karıştırdığını belirtiyor. Siyasi krizin piyasa oyuncularını korkuttuğunu düşünen UBS ekonomistine göre, krizin kötüye gitmeden çözüme kavuşması ihtimali daha güçlü.
Temel senaryoda erken seçime yer verme konusunda emin olamayan Cluse, ilk çeyrekte GSYH’nın baz etkisi nedeniyle yüksek gelmesini bekliyor. Hükümetin önümüzdeki dönem ekonomiye daha fazla ağırlık vermesini bekleyen Cluse, gerginliğin sürmesi halinde kar satışlarının geleceğini ve bir miktar portföy çıkışı yaşanacağı mesajını veriyor.
BELİRSİZLİK KISA SÜRECEK
Kuzey Avrupa kökenli Danske Bank Group, son siyasi gelişmelerin piyasalarda tansiyonu yükselttiğini hatırlatarak “Eski korkular geri dönüyor” değerlendirmesini yapıyor. Danske’nin sözünü ettiği eski endişeler, 2007 nisanında yaşanan “e-muhtıra” ve 2008 mayıs ayında açılan kapatma davası. Söz konusu gelişmeler piyasada ciddi düşüşlere neden olmuştu. Ancak bu krizlerin etkisi kısa süreli olmuş, piyasalar bir süre sonra yeniden yükseliş eğilimine girmişti. Yani en kötü senaryo gerçekleşmemişti.
Ancak Danske’nin yorumuna göre, bu kez yatırımcılar önümüzdeki dönem için her şeyin olabileceğini varsaymalı. Belirsizliğe hazır olunmalı. Yine de piyasada panik olmadığının altını çizen kurum, TL’de kaybın kar realizasyonu olduğunu, büyük bir sermaye çıkışının olmadığını vurguluyor. Danske, yatırımcılara şu an için kenarda durmayı tavsiye ediyor.
Japon Nomura Bank, ortaya çıkan yeni durumun Türkiye’yi IMF anlaşmasına yaklaştırdığını savunuyor. İç siyasi ve global belirsizliğe dikkat çeken Nomura, kısa vadeli faiz artışı bekliyor. 1 yıl vadeli dolar/TL pozisyonu öneren Nomura, yatırımcıların şimdi faiz oranları artış eğilimine giren gelişmekte olan piyasalara yöneleceğine işaret ediyor.
Nomura’ya göre, Türkiye ve Brezilya risk priminde başı çekiyor. Türkiye’de son siyasi krizle birlikte varlık fiyatları yüzde 11 geriledi. Hazine’nin 2020 vadeli tahvilinde getiri yüzde 10.5 oldu. Yurtiçi borç çevirme oranı nisan ve mayıs aylarında bono piyasasındaki sıkışıklık potansiyeline işaret ediyor. Mart, nisan ve mayıs aylarında Hazine’nin borç çevirme oranı yüzde 83.8, 83.5 ve 60.6 olması bekleniyor. Mayıs ayında 6.9 milyar, mart ve nisanda 13 milyar lira geri ödeme olacak.
TOPARLANMA YAVAŞLAYABİLİR
Gerginliğin geçici olduğunu düşünen diğer bir kurum da Goldman Sachs. Belirsizliğin ve risklerin toparlanma eğilimini yavaşlatacağını öngören kurum, bugüne kadar benzer durumlarda yaşananlara dikkat çekiyor.
Citigroup ise Türkiye piyasası için “Getiriler iyi ama ne yazık ki siyasi belirsizlik doğdu” yorumu yapıyor. Türkiye’nin zor bir sürece girdiğini savunan Citigroup Ekonomisti Andrew Howel’e göre, varlık fiyatları bir ay öncesine göre yüzde 17 geriledi. Sürdürülebilir toparlanmada zorluklar var. Tüketici eğilimi belirsiz durumdan olumsuz etkilenebilir. Büyüme için gereken iç talep canlanması yara alabilir. Yakın dönemde erken seçimin piyasa için önemli bir sıkıntı olabileceğine dikkat çeken Howel, yatırımcıların Türkiye’de son yıllardaki siyasi gelişmelere alıştığını dile getiriyor.
Ülke yatırım derecesini “nötr”e düşüren Citigroup, uzun vadede ise Türkiye’yi CEEMEA (Orta ve Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Afrika) ülkeleri içinde gelişmenin motoru olarak görüyor. Kuruma göre, yatırımcıların çoğu kaygıya kapıldı. Türkiye, gelişmekte olan piyasalar arasında değerinin altında işlem görüyor. Son gelen haberler özellikle erken seçim ihtimalinin artması endişe yaratıyor. İMKB, global ölçekte bakıldığında yeterli derecede cazip görünüyor. Ama değerleme potansiyeli eskisine göre düşük.
Gelecek günlerin siyasi tansiyonu tırmandırıp tırmandırmayacağının belirsiz olduğuna dikkat çeken Citigroup, 2010’da erken seçim veya kapatma davasının gündeme gelebileceği uyarısında bulunuyor. Bu da risk primini artırabilir.
JP Morgan Analisti Yarkın Cebeci ise 2010 yılı için büyüme tahminini yüzde 5’ten 4.3’e düşürüyor. Cebeci’ye göre yurtiçi talep, iyileşmenin yavaş olduğunu gösteriyor. Merkez Bankası tüketici eğilim endeksi düzelme sergilemesine rağmen yeni siparişlerde ve CNBC-e tüketim endeksinde eşlik eden bir düzelme yok. Bu endeks, geçen aylarda ivme kaybetmeye başlamıştı. Siyasi belirsizlik, büyümenin ivme kazanmasını önleyebilir.
Büyümeye katkı tahminleri
2008 2009 2010 2011
GSYH 0.9 -5.3 4.3 5.5
Tüketim 0.7 -3.1 2.8 4.2
- Özel 0.5 -3.4 2.8 3.9
- Kamu 0.2 0.3 0 0.3
Yatırım -1.8 -4.7 1.2 2
- Özel -2.2 -4.9 1 1.7
- Kamu 0.4 0.1 0.2 0.3
Net ihracat 1.7 3 -0.1 -1
- İhracat 0.6 -2 0.6 1
- İthalat 1.1 5.1 -0.7 -1.9
Stok değişimi 0.3 -0.5 0.4 0.2
Kaynak: JP Morgan