Zor bir coğrafyanın çabalayan kuşağıyız biz. O yüzden de derinlemesine, üsluplu düşünme yeteneğimiz gelişmemiş durumda. Hep telaşlıyız, hep arabeskiz ve hep alıp başımıza gitme telaşlarındayız. Bu topraklarda olgunlaşamıyoruz. Çünkü olgunlaşmak; kalbin daha hassas, kanın daha sıcak, zekanın daha işlek, ruhun daha huzurlu olması demek bence. Bu alıp başımızı gitme kaçma dürtüsü bizi göçebe toplum ruhunda yaşatıyor. Çünkü göçebe toplumlar sürekliliği mekansal olarak değil zamansal olarak algılar, mülkiyet duygusu zayıftır, eskiye hürmet etmez ve yeniye düşkündür. Ruhu yenilemektense üstümüzü başımızı, evimizi, arabamızı ve hatta çevremizi değiştirerek kendimizi rahatlatmaya çalışırız.