Dolar
43,8481
0,17%
Euro
51,7566
0,20%
Sterlin
59,2291
0,24%
Bitcoin
2.972.860
1,23%
BİST-100
13.934,06
0,94%
Gram Altın
7.194,83
2,17%
Gümüş
84,69
7,91%
Faiz
36,29
0,00%

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ‘Çevreciliğin partisi olmaz’ dediği gün İstanbul'a 28’inci kattan baktık

Bir holding binasının 28. katından baktım İstanbul'a... Bir şehir gibi değil, dikey olarak kuşatılmış bir rantiye alanı gördüm.  Yerde doğa kalmamış, gökyüzü ise son sığınaktı. Bize sadece bulutlar kalmıştı. Onları da aşağıdan değil, ancak 28. kattan görebiliyorduk. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “çevreciliğin partisi olmaz” sözleri, bu manzarayla birlikte yeniden düşünülmeyi hak ediyordu. Ben de düşündüm ve yazdım...

21.02.2026 05:41Güncelleme: 21.02.2026 05:52
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ‘Çevreciliğin partisi olmaz’ dediği gün İstanbul'a 28’inci kattan baktık
16px
32px

Toygun ATİLLA

Bir binanın 28. katından izledim İstanbul’u...Bir holding binasının camının ardından baktım bu şehre...

Gördüğüm şey bir manzara değildi. Bir dikey rantiye kuşatmasıydı. Fotoğrafa baktığınızda o rantiye kuşatmalarını, şehri hançerleyen o alanları hemen fark edeceksiniz. O yapıları ve o yapıları inşa edenlerin isimlerini vermeyeceğim. Hepsi kendini, sizler de onları tanıyorsunuz. Onları tarihin kayıt tutuculuğuna ve hala varsa kendi vicdanlarına teslim edeceğim...

Baktığım İstanbulda...

Yerde doğa yoktu.

Ağaç yoktu.

Toprakla temas kesilmişti.

İstanbul yatay büyüyememiş, yukarı doğru zorlanmıştı.

İş kuleleri şehri temsil etmiyordu. Şehri sıkıştırıyordu.

Yatay yapılaşma ihtimali çoktan tasfiye edilmişti.

Onun yerine, güneşi kesen rüzgarı durduran, insanı küçülten bir mimari hakimdi.

Doğa bir değer olmaktan çıkmış, arsaya dönüşmüştü.

Şehir bir yaşam alanı değil, rant tablosu haline gelmişti.

Fark ettiniz mi fotoğraflara bakarken; En güzel şey bulutlardı.

Gökyüzü, hala dokunulamayan tek yerdi.

Bulutlar güzeldi. Çünkü planlanmamışlardı. İmar izni yoktu. Kat sınırı yoktu.

Tam bu noktada aklıma,

Recep Tayyip Erdoğan’ın dünkü konuşmasında dile getirdiği çevre vurgusu geldi.

Çevreciliğin bir siyasi parti meselesi olmadığını, çevrenin herkesin ortak sorumluluğu olduğunu söylüyordu.

O kadar doğruydu ki söylediği sözler. Hatta o kadar gerekli bir tespitti ki bu...

Ancak; 28. kattan İstanbul’a bakınca, şu soruyla baş başa kaldım:

Eğer çevre partiler üstü bir mesele ise, bu dikey kuşatma nasıl bu kadar yaygınlaştı?

Dereler yer altına alınırken, rüzgâr koridorları kesilirken, yeşil alanlar kulelerin arasında kaybolurken çevre gerçekten merkeze alındı mı?

Bu manzara bir siyasi tartışmanın sonucu değil.

Bu manzara, bir dönemin şehir anlayışının ürünü.

İstanbul yukarıdan bakıldığında güçlü görünebilir, aşağıda ise nefes almak zorlaşıyor.

Bu şehir artık, “İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı” denilerek yaşanacak bir şehir değil.

Bu şehir, gözler açıkken bile zor izleniyor.

İnsan, bulutlara bakarken ister istemez şunu düşünüyor:

Yerde doğayı tükettik.

Şimdi İstanbul, gökyüzüne tutunarak hayatta kalmaya çalışıyor.

İstanbul bugün betona yenilmiş olabilir; ama bir şehrin asıl kaybı, doğayı değil, onu koruma iradesini yitirdiği gün başlar.

patronlardunyasi.com